Dördüncü Enternasyonal’in Tarihi
Bütün ülkelerin işçileri birleşin!
Marx ve Engels’in kaleme aldığı Komünist Manifesto “Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşin!” şiarıyla sona ermektedir. Bu şiar manifestonun yayınlandığı 1848 Şubat’ından bu yana gerçek sosyalistlerin mücadelesinin temel esin kaynağı olmuştur. Devrimci İşçi Partisi de bugün bu şiarı bayrağına yazarak mücadelesini sürdürmektedir. “Bütün ülkelerin işçileri birleşin” demek bir dileği ya da ütopyayı dillendirmekten farklıdır. Uğruna her gün mücadele edilmesi gereken bir hedeftir. İnsanlığı kurtuluşa götürecek yolun biricik anahtarıdır.
Her işçi şunu gayet iyi bilir ki patronun fabrikadaki (işyerindeki) egemenliği büyük ölçüde işçilerin birleşmesini engellemesinde, gerektiğinde işçileri birbirine düşürebilmesinde ve işçilerle topluca değil tek tek muhatap olmasında yatmaktadır. Kapitalizmin dünya çapındaki egemenliği de yine aynı şeye, farklı uluslardan işçilerin birleşememesinden kendi sınıf çıkarlarının peşinden koşmak yerine ulusal çıkarlar adı altında burjuvazinin peşinden gitmesine dayanır.
Kapitalizme karşı verdiğimiz mücadele eninde sonunda gelir bütün ülkelerin işçilerini birleştirme hedefine bağlanır. Bilimsel sosyalizmin kurucusu Marx’tan bu yana işçi sınıfı sosyalistleri bu uğurda mücadele etmişlerdir. Yalnız bu hiç de kolay bir mücadele değildir. Bu uğurda yürütülen çabalar üç defa başarısızlığa uğramış ama bu mücadele dördüncü kez ayağa kalkarak bayrağı bugünlere taşımayı bilmiştir.
Birinci Enternasyonal
Komünist Manifesto’nun ardından bütün ülkelerin işçilerini birleştirmek üzere uluslararası (enternasyonal) bir örgüt kurma çalışmaları başlamıştı. 1864’te kurulan bu örgüt tarihe Birinci Enternasyonal olarak geçti. Bu örgüt farklı anlayışlardan sosyalistlerin yanı sıra sendikacıları ve anarşistleri de içinde barındırıyordu. Bu örgüt ilk işçi sınıfı devrimi olarak tarihe geçen Paris Komünü’nün karşı devrim tarafından yenilgiye uğratılmasının ardından yavaş yavaş sönümlenmeye geçti. Bu uluslararası örgütlülük 1876’da sona erdi. Birinci Enternasyonal merkezi bir örgüt olmaktan çok bir federatif, çok sesli ve gevşek bir yapıya sahipti. Bu özellikleri onun tarih sahnesinden çekilmesindeki başlıca etkenlerdi.
Birinci Enternasyonal’in ardından işçi hareketi mücadelesi ulusal ölçeklerde devam etti. Hem de artan bir ivmeyle ve güçlü ulusal partiler oluşturarak. Marx’ın ölümünün ardından Engels kendini yeniden bir enternasyonal örgüt kurma mücadelesine adadı. Avrupa’da yükselen işçi partileri Marx ve Engels’in temelini attıkları bilimsel sosyalist düşünceyi benimsiyorlardı ve kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlıyorlardı. Uluslararası işçi hareketi içinde uzunca bir süre “Sosyal Demokrasi” Marksizmin siyasal ifadesi olarak varlığını sürdürdü. 1889’da İkinci Enternasyonal kuruldu ve bu işçi partilerini (sosyal demokrat) çatısı altında birleştirdi.
İkinci Enternasyonal’in (Sosyal Demokrasinin) ihaneti ve Komünist Enternasyonal’in kuruluşu
Sosyal demokrat liderler o büyük ilkeden yani “bütün ülkelerin işçileri birleşin!” şiarından koptukları zaman İkinci Enternasyonal için de tarihin çanları çalmaya başladı. Birinci Dünya savaşının ateşi içerisinde sosyal demokrat liderlerin yüzlerindeki maskeler bir bir eridi ve gerçek yüzleri ortaya çıktı. Bunlar işçi sınıfı içindeki burjuva ajanlarından başka bir şey değillerdi. Birinci dünya savaşında “yurtseverlik” adına kendi hükümetlerinin savaşına destek verdiler. “Bütün ülkelerin işçileri birleşin!” şiarına bağlı enternasyonalistler yani gerçek işçi sınıfı sosyalistleri bu politikalara sert biçimde karşı çıktılar. Alman Komünist önderi Rosa Lüksemburg ihanet içindeki sosyal demokrat önderleri “Eğer sizin politikanızı benimsersek o zaman şiarımızı bütün ülkelerin işçileri barış zamanında birleşin, savaşta ise birbirinizin boğazına sarılın şeklinde değiştirmemiz gerekirdi” diyerek suçladı ve maskelerini düşürdü. Daha sonra Ekim Devrimi’ni gerçekleştirecek olan Lenin ve Trotskiy önderliğindeki Rus komünistleri de sosyal demokrasinin ihanetine karşı bayrak açtılar. Marksizmin yozlaştırılmasına ve doğasına aykırı biçimde “yurtseverlik” adıyla düzenin hizmetine sokulmaya çalışılmasına karşı böylece devrimci Marksist bir cephe oluşuyordu.
Devrimci Marksistler emperyalist savaşa yağmacı emellerle katılan kendi hükümetlerinin yenilgisi için mücadele etmeyi öneriyorlardı. Bu, savaş zamanında işçilerin birleşmesinin biricik yoluydu. Alman işçisi Alman hükümetinin savaş çabalarını, Ruslar kendi hükümetlerinkini baltalayacak ve savaşa karşı mücadele edecekti. Gerektiğinde Lenin’in önerdiği stratejiyle emperyalist savaş iç savaşa çevrilerek yağmacı hükümetlerle hesaplaşılacaktı. Bu devrimci Marksist politika 1917 Ekim devrimiyle Rusya’da büyük bir zafer kazandı. Paris Komünü’nden sonra işçiler yeniden iktidara geliyorlar ve sosyalizmi inşa etmeye girişiyorlardı.
Marx’tan Engels’e, ondan Lenin, Trotskiy ve Rosa Lüksemburg’a kadar bilimsel sosyalistler için sosyalizm hiçbir zaman ulusal bir mesele olmadı. Hedef dünya devrimiydi. Enternasyonal örgütler de dünya devrimi için mücadele eden araçlardı. Paris Komünü’nün yenilgisinin ardından Birinci Enternasyonal ortadan kalkmıştı. Ekim Devrimi’nin zaferi ise yeni bir enternasyonalin doğumunu hazırladı. Sosyal demokrasi işçi sınıfına ihanetin adresi haline gelmiş, işçi hareketi yeni öncüsünü Ekim Devrimi’nin komünist siyasetinde bulmuştu. Üçüncü Enternasyonal olarak tarihe geçecek olan yeni örgütün adı Komünist Enternasyonal (Komintern) oldu. Hızla her ülkede Komünist Partiler kuruldu ve mücadeleye atıldılar. Lenin ve Trotskiy bir an için bile olsa yurtsever ya da ulusal bir bakış açısına sahip olsalardı, kurdukları işçi devleti kanlı bir iç savaşla uğraşırken uluslararası devrimci bir parti kurma çabası içine girmezlerdi. Ancak onlar Rusya’yı, Rus halkını kurtarmak için değil bütün ülkelerin işçilerinin birliği ve dünya devrimi için yola çıkmış komünistlerdi.
Stalinist karşı-devrim ve Komintern’in çöküşü
Komintern, ilk dört dünya kongresinde dünya işçi sınıfı hareketine devrimci bir önderlik oluşturma görevini üstlendi. Buna karşılık Rusya’da Stalin önderliğinde adım adım bürokratik bir rejimin oluşması ve Ekim Devrimiyle kurulan işçi iktidarının yozlaştırılması Komintern’de de yansımasını buldu. O zamana kadar bilimsel sosyalistlerin vazgeçilmez davası olan dünya devrimi düşüncesi terk edildi. Stalin’in önderliğinde iktidarı ele geçiren bürokrasi birçok ayrıcalık elde etmişti. Çıkarları işçi sınıfından farklıydı. Dünya devrimi için mücadele etmekten çok kendi konumlarını ve ayrıcalıklarını koruma telaşındaydılar. Stalin tek ülkede sosyalizm teorisini icat etti. Bu, Rusya’daki bürokrasinin çıkarlarını dünya işçi sınıfının çıkarlarının önüne geçiren bir yaklaşımdı.
Trotskiy önderliğinde Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) ve Komintern içinde bir araya gelen sol muhalefet dünya devrimi davasında, Ekim Devrimi’nin ilkelerinde ısrar ederek bürokratikleşmeye karşı bayrak açtı. Stalinist bürokrasi bu muhalefeti ezmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Sol muhalefeti yıldırmak için cinayet, idam, rehin alma, iftira, intihara zorlama, sürgün gibi en aşağılık yolları denediler. Stalin bu büyük terör harekatıyla tarihe en çok komünist öldüren kişi olarak geçti.
Stalinist bürokrasi aynı yöntemleri Komintern içinde de uyguladı. Devrimciler birer birer ve gruplar halinde tasfiye edilirken birçok ülkede gelişen devrimlere ihanet edildi. Bürokratik çıkarları ön planda tutan Stalinist bürokrasi bu yüzden tutarsız bir çizgi izliyordu. İspanya devriminde, Hindiçin’de, Fransa’da ve Çin’de komünist partileri burjuva partileriyle ittifaka zorladılar. Bu devrimlere ihanet ettiler. Sayısız devrimcinin katledilmesine ve devrimlerin yenilmesine neden oldular. Almanya’da ise Nazizmin yükselişine karşı ölümcül bir küçümseme içine girdiler. Nazizm tehlikesine karşı işçi hareketini birleştirecek birleşik cephe politikasını reddettiler. Reformist işçi partilerini sosyal-faşist ilan eden sekter bir politika izlediler. Sol muhalefetin karşı yöndeki çabaları sonuçsuz kaldı.
IV. Enternasyonal’in (Sosyalist Devrimin Dünya Partisi) kuruluşu
1933 yılında Tek bir kurşun atılmadan Almanya’da iktidar Nazilere terk edilince Trotskiy ve yoldaşları artık yeter dediler. O güne kadar kendilerini SBKP ve Komintern içindeki sol muhalefet olarak tanımlamışlardı. Ancak bu partiler aynı İkinci Enternasyonal’in ihaneti gibi ulusal ve bürokratik çıkarları “bütün ülkelerin işçilerinin birliği” ilkesinin önüne geçirerek karşı devrimci bir rol oynamaya başlamıştı. Artık bu partilerde çalışmanın olanağı kalmamıştı.
Sovyet Başkanı, Ekim Devrimi’nin önderi, Kızıl Ordu’nun ve iç savaşın muzaffer komutanı Trotskiy, “hayatımın en önemli işi” dediği IV. Enternasyonal’in kurulması için tüm dünyadaki devrimci Marksistleri seferber etti. 1938 yılının Eylül ayında yapılan kuruluş kongresi dünya devrimi tarihinde bir dönüm noktası oldu. IV. Enternasyonal’in kuruluş kongresi bir yanda faşizm ve Nazizmin, diğer yanda emperyalizmin ve Ekim Devrimi’ni kanserli bir hücre gibi kemirmiş karşı-devrimci Stalinist bürokrasinin baskıları altında toplandı. Baskılar ve güvenlik gerekçesiyle gizli gerçekleştirilen toplantının Fransa’da Alfred Rosmer’in evinde gerçekleştirildiği çok sonraları açıklanacaktı. Emperyalistlerin, Faşistlerin ve Stalinistlerin ajanlarını şaşırtmak için kongre metinlerinde kongrenin İsviçre’de gerçekleştirildiği duyurulmuştu. Sürgünde bulunduğu Meksika’dan yasal zorluklar ve güvenlik gerekçesiyle ayrılamayan Trotskiy ancak metinlerin yazılmasına ve konferansın ön tartışmalarına katkı sunabildi. IV. Enternasyonal’in önderi kuruluş kongresine katılamamıştı. Birçok konuda Lenin’le kader birliği yapan Trotskiy, Ekim Devrimi’nin hazırlanışı aşamasında Finlandiya’da saklanmak zorunda kalan Lenin’in kaderini paylaşıyordu yıllar sonra.
IV. Enternasyonal’in kuruluş kongresinde öncelikle dünya partisinin programı ve tüzüğü kabul edildi. Sosyalist Devrimin Dünya Partisi adıyla kurulan IV. Enternasyonal reformcu asgari program anlayışıyla, aşırı sol sapma olan ve her soruna çözüm olarak soyut bir sosyalizm propagandası yapan azami program anlayışını reddederek geçiş programını benimsedi. Bugün Devrimci İşçi Partisi’nin de benimsediği geçiş programı anlayışı kitlelerin gündelik sorunlarından hareket etmeyi bununla birlikte düzenin sınırlarını zorlayan taleplerle kitleleri adım adım devrim için seferber etmeyi öngörüyordu.
Kapitalizmin ölüm çağında IV. Enternasyonal’in görevlerini tanımlayan bir metnin yanı sıra emperyalist savaşa karşı bir deklerasyon da kongre de kabul edilen belgeler arasındaydı. Kuruluş Kongresi gençliğe yönelik özel bir karar alarak, saflarında gençliğe özel bir önem verdi. Geçmiş yenilgilerin yorgunluğuyla malul kuşaklar yerine umudun işçi sınıfının genç ve militan kuşağında olduğunu vurguladı.
Kuruluş kongresi, birçok ülkeden delegeleri toplamıştı. Daha önceki enternasyonaller bir kuruluş kongrelerinde ülke sayısı açısından bu kadar yaygın bir katılım sağlayamamışlardı. Buna karşılık üye partilerin ve parti öncesi grupların (seksiyonların) birçoğu yeterince güçlü ve etkili değildi. IV. Enternasyonal’i ağır baskı koşullarında son derece zorlu bir örgütlenme süreci bekliyordu. Dünya durumu ve devrimci görevlere ilişkin kararların yanı sıra Fransa, Yunanistan, Polonya, Meksika, Britanya, Kanada ve İspanya ile ilgili özel kararlar alındı.

Yunanistan'da mücadele yürüten EEK (Devrimci İşçi Partisi)'in önderlerinden Savas Michael Matsas DEYK toplantısında konuşuyor
IV. Enternasyonal’in kavgası sürüyor
IV. Enternasyonal kuruluşunun ardından tüm zorluklara karşın mücadelesini sürdürdü. 3 kez yere düşen kızıl bayrağı yeniden kaldırdı ve bugünlere ulaştırdı. IV. Enternasyonal geleneği 1968’li yıllarda belki Türkiye’de değil ama dünyanın birçok yerinde gençliğin ve işçi hareketinin en güvenilir adresi oldu. Bir bir komünist partiler düzen saflarına geçip sosyal demokratlaşırken, gerillacı hareketler, ulusal mücadeleler emperyalizmle uzlaşırken orak çekiç ve dörtlü bayrak hep dimdik durdu. 70 yıllık yaşamında IV. Enternasyonal birçok hastalık da yaşadı. İçinden devrimci Marksizmden uzaklaşanlar hatta IV’ün ana akımı olarak görülen Bileşik Sekretarya örgütü gibi düzen saflarına geçenler de çıktı. Ancak dünyanın dört bir yanındaki devrimci Marksistler bu bayrağı hiç yere düşürmediler. Şimdi IV. Enternasyonal’in kavgası DİP’in de aktif olarak yer aldığı Dördüncü Enternasyonalin Yeniden Kuruluş Koordinasyonu’nun (DEYK) omuzlarında geleceğe taşınıyor. DEYK’in dışında da birçok devrimci Marksist hareket IV. Enternasyonal geleneğini benimseyerek mücadele yürütüyor.
1938’deki kuruluş kongresine katılan saygıdeğer devrimci Marksistlerden hiçbiri şu anda hayatta değil. Kuruluş kongresine katılıp da hayatta olan son IV. Enternasyonalci Charlie Van Gelderen’i (Güney Afrikalı Trotskistleri temsilen katılmıştı) 26 Ekim 2001’de kaybettik. Diğer birçok yoldaşı gibi o da son nefesini verinceye kadar aktif devrimciliği sürdürmüştü. Ne de olsa IV. Enternasyonal kurulduğunda doğmuş olan bir bebek bugün 73 yaşında görmüş geçirmiş bir insan artık. Ama gördüğü geçirdiği kendi yaşamıyla, yaşadığı ülkeyle sınırlı. IV. Enternasyonal ve militanları 73 yılı savaşarak geçirdi. IV. Enternasyonal geleneği tüm dünyadaki devrimci mücadelelerin deneyimlerini bugüne getirdi. Şimdi Arjantin’den, Filistin’e, İtalya’dan Türkiye’ye binlerce militan orak çekiç ve dörtlü kızıl bayrağı devraldı ve kavgayı sürdürüyor.










